İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan sıcak çatışmalar ve tırmanan gerginlik, bölgeyi gerçek bir ateş çemberine dönüştürdü. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma girişimi ekonomide daha derin çalkantılara yol açarken, önümüzdeki pazartesi günü piyasaların açılmasıyla birlikte daha sert dalgalanmalar bekleniyor. Harran Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümü Anabilimdalı Başkanı Doç. Dr. Hasan Bardakçı, Tgrthaber.com Ekonomi Editörü Bengü Sarıkuş’a bu savaşın üç ülkenin ekonomilerine etkisini değerlendirdi.

Ortadoğu'da meydana gelen her kriz, sadece bölgesel güvenlik sorunlarıyla sınırlı kalmaz. Eğer taraflardan biri İran, diğeri İsrail ve arka planda ABD varsa, bu durum küresel sistemin temel dinamiklerine etki eder. Şu anda yaşanan gerginlik tam da bu kritik açmazda: askerî özellikler kadar ekonomik ve bölgesel dinamikler de devreye girmektedir.

ABD ve İsrail'in İran ile savaşmasının temel gerekçeleri nelerdir?
Hasan Bardakçı: Görünüşteki neden İran’ın nükleer programıdır. İsrail açısından bu durum açıktır: Nükleer silahlarla donatılmış bir İran, varoluşsal bir tehdit niteliğindedir. Bu nedenle Tel Aviv yönetimi, önleyici askeri müdahaleleri meşru görmektedir. ABD için ise mesele yalnızca İsrail’in güvenliğinden ibaret değildir; nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve küresel caydırıcılığın sağlanması da önem arz eder. Ancak bu durumun altında daha karmaşık bir güç mücadelesi yatmaktadır. İran, Irak’tan Suriye’ye, Lübnan’dan Yemen’e uzanan geniş bir etki alanı kurarak, bölge dengelerini altüst etti. Bu genişleme, İsrail’i kuşatılmış hissettirirken, ABD’nin Ortadoğu’daki stratejik rolünü de sorgulatır hale geldi. Bu savaş, sadece günümüzün değil, son yirmi yılın birikmiş gerginlikleriyle başa çıkma çabasıdır.

Savaşın ne kadar süre devam edeceğini düşünüyorsunuz?
Hasan Bardakçı: Bu tarz çatışmalarda belirleyici olan unsur, askeri güçten ziyade maliyet eşiğidir. Eğer savaş hava saldırıları, füze atışları ve siber saldırılarla sınırlı kalırsa, muhtemelen birkaç hafta veya birkaç ay sürebilir. Ancak, savaş Hürmüz Boğazı’nı etkilerse, durum çok daha karmaşık bir hal alır. Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birini geçiren kritik bir geçittir. İran'ın bu stratejik hattı kapatma veya tehdit etme girişimi, askeri bir adım olmaktan çok ekonomik bir manevra olarak değerlendirilecektir. Bu durumda, petrol fiyatlarının hızla artması, küresel enflasyonun yeniden yükselmesi ve merkez bankalarının faiz oranları üzerindeki baskısının artması kaçınılmaz hale gelir. Bu nedenle savaşın süresi, askerî stratejilerden çok ekonomik dayanıklılıkla belirlenecektir.

Üç ülkenin ekonomik kapasiteleri göz önüne alındığında, bu savaş hangi ülke için neğin kadar maliyetli olur?
Hasan Bardakçı: ABD, büyük bir ekonomi ve rezerv para avantajına sahip olmasıyla uzun süreli askeri harekâtları finanse edebilir. Ancak her savaş, bütçe açığını artırır ve kamu borcunu büyütür, bu da zamanla iç politikada baskılara yol açar. İsrail, yüksek teknoloji ve güçlü savunma altyapısıyla donatılmış küçük ama çevik bir ekonomiye sahiptir. Ancak sürekli seferberlik durumu, yatırım iklimini olumsuz etkiler ve büyümeyi yavaşlatır. İran, yaptırımlar nedeniyle hassas bir ekonomik yapıya sahiptir. Yüksek enflasyon, zayıf para birimi ve petrol gelirine bağımlılık, İran'ı zayıf bir noktaya getirir. Uzun süreli geleneksel bir savaş, İran için ağır bir yük olacağından bunun olumsuz etkisi büyük olacaktır. Ancak İran’ın avantajı asimetrik savaş stratejisidir; düşük maliyetli ama yüksek etki yaratan saldırılar gerçekleştirme konusunda yeteneklidir.

İsrail’in Demir Kubbe ve Ok (Arrow) sistemlerinin maliyetleri ile İran’ın füzelerinin maliyetleri dikkate alındığında, hangi taraf için uzun vadede mali çöküş riski daha yüksek?
Hasan Bardakçı: Demir Kubbe ve Ok (Iron Dome ve Arrow) sistemleri, İsrail’e önemli bir savunma avantajı sağlamaktadır. Ancak burada kritik olan, maliyet asimetrisidir. İran’ın kullandığı bazı balistik füzeler ve kamikaze dronelar, görece düşük maliyetlerdedir. Diğer taraftan, her önleyici füze, ciddi bir maliyet yükü getirir. Uzun süreli bir füze çatışması, savunma tarafı için bütçede büyük bir yük meydana getirebilir. Bu aşamada belirleyici faktör, ABD’nin İsrail’e sağlayacağı mali ve askeri destek olacaktır. Destek sürekliyse mali çöküş riski de düşük olacaktır; ancak destek zayıflarsa, İsrail’in savunma ekonomisi zorlanmaya başlayacaktır.

Bu çatışmayı yalnızca bölgesel bir savaş olarak mı değerlendirmeliyiz, yoksa küresel boyutlarda bir etki yaratma potansiyeli var mı?
Hasan Bardakçı: Savaşın coğrafi olarak meydana geldiği yer Ortadoğu olsa da, enerji pazarları, finans akışları ve ticaret yolları küresel ölçekte etkilenmektedir. Enerji arzı önemli ölçüde tehlikeye girerse, Avrupa ve Asya ekonomileri doğrudan etkilenir. Küresel bir resesyon tehdidi doğabilir. Büyük güçlerin doğrudan bir savaşa dahil olması beklenmese de, vekâlet savaşları, silah tedarik zincirleri ve diplomatik kutuplaşmalar ile küresel fay hatları belirginleşebilir. Bu durum, yeni bir “soğuk savaş dönemi” başlangıcını hızlandırabilir.

Dünyayı bekleyen en büyük ekonomik risk nedir?
Hasan Bardakçı: Askeri bir yıkım elbette son derece zarar vericidir. Ancak esas tehlike, ekonomik zincirleme etkidir:
Enerji krizi,
Artan enflasyon,
Yükselen faiz oranları,
Küresel ekonomik büyümede yavaşlama,
Sosyal huzursuzluk, bu döngü oluşursa ciddi sorunlar doğar.
Zaten dünya ekonomisi, pandemi sonrası toparlanma çabaları, borç yükü ve jeopolitik gerilimlerle mücadele ediyor. Yeni bir enerji şoku, kırılgan ekonomileri derinlemesine sarsabilir. Bu çatışma, daha çok bir cephe savaşı değil, dayanıklılık testine dönüşmektedir.

İran açısından rejim ve ekonomik sürdürülebilirlik,
İsrail açısından güvenlik ve mali dayanıklılık,
ABD için küresel liderlik algısı,
Dünya için de enerji güvenliği ve fiyat istikrarı açısından zorluklar yaşanmakta.
Hürmüz Boğazı’ndan yalnızca petrol geçmez; küresel ekonomik istikrarın temelleri de geçmektedir. Eğer diplomasi devreye girmezse, bu savaş askerî haritalardan çok ekonomik dengeleri sarsacaktır. Tarih, enerji yolları tehdit altına girdiğinde savaşların sadece sınırları değil, güç dengelerini de yeniden şekillendirdiğini göstermektedir.